-ASART
-2009 Astronomi Yılı
-2009 Gök Olayları
-Popüler Astronomi
-Haberler
-Anasayfa

 

 
 

 

AY

Ay, Dünya'nın tek doğal uydusudur. 3476 km'lik çapıyla Dünya'nın dörtte biri büyüklüğündedir ve 81,3 kat daha hafiftir. Güneş sisteminde Ay'dan hem daha büyük, hem de daha ağır uydular bulunmasına karşın, Plüton'un yeni keşfedilen uydusu dışında hiçbi­ri, uydusu oldukları gezegenlerden yoğunluk ve hacim bakımından fazla farklı değildir. Dünya-Ay sistemi tam anlamıyla çift gezegen oluşturmaktadır.

Ay’ın  Dünya'ya olan uzak­lığı 356 000 km ile 407 000 km arasında değişir; ortala­ma uzaklığı 384 000 km'dir. Ay'ın Dünya çevresindeki dönüşünü tamamlayarak gökyüzünde eski durumunu alması, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniye alır. Dünya Güneş'in çevresinde Ay'ın dönüş yönüyle aynı yönde döndüğü için aynı gö­rünüşe ulaşılması 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 2,8 saniye sürer. Bu süre iki dolunay arasındaki zamana eşittir ve çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Ay'ın ortalama hızı, 1,023 km/saniye'dir ve bu değer ortalama açısal hız olarak saatte 33 dakikalık bir açıya eşdeğerdir; bu da Ay'ın çapından biraz fazladır.

Uzaydaki hareketinin yanısıra Ay, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniyede kendi ekseni çevresinde de döner. Yani kısacası Ay  kendi çevresinde döner; ama bu dönüş, yıldız dolanımıyla aynı sürede ve aynı yönde gerçekleşir; bu yüzden Ay, Yer'e sürekli aynı yüzünü gösterir. Bu eşzamanlık Ay’ın tam küre değil, elipsoit olmasından ileri gelir. Yörüngesel hareketindeki düzensizlikler ve yörüngesinin ekliptik düzleme eğik olması Dünya'dan Ay yüzeyinin yalnızca % 59'unun görünmesini neden olur. Kalan % 41'lik bölüm, Luna 3 adlı Rus uzay gemisinin Ekim 1959'da fotoğraflarını çekmesine kadar bilinmiyordu. O günden bu yana ayrıntılı haritaları çıkarılmıştır.

Ay'daki yüzey şekilleri

Çıplak gözle bakıldığında, Ay yüzeyine yayılmış koyu lekeler görülür. Gerçekte bu görüntüler, çevresi dağlarla çevrili, hafifçe çökük, az çok engebeli, geniş ovalardır. Sözkonu-su gölgeleri geniş su katmanları sanan ilk gözlemciler, bunlara deniz adını verdiler; yanlış da olsa günümüzde bu ad korunmaktadır. Bu oluşumların bir bölümü sınırları iyice belirli daire ya da oval biçimler gösterir (Bunalımlar denizi, Durgunluk denizi vb.); diğerleri ise tersine körfezler, burunlar, göller ve bataklıklara çevrili kıyılar sunar (Fırtınalar okyanusu, Yağmurlar denizi vb.). Tüm Ay yüzeyinde 22 deniz vardır; çoğu tümüyle Dünya'dan görülürken, Güney denizi, Sınır denizi, Doğu denizi ve Smyth denizi kısmen gözlenebilir; uydumuzun arka yüzeyinde ise denizlere çok seyrek rastlanır; en önemlisi, 1959'da sovyet uzay aracı Luna 3'ün çektiği fotoğraflarla saptanan Moskova denizi'dir. Bu oransızlık kuşkusuz, Ay'ın iki yarıküresi arasındaki kabuk kalınlığı farkından kaynaklanır.

Ay yüzeyinin aydınlık bölgelerine kıta adı verilir. Kıtalar aşırı ölçüde engebeli, kraterlerle dolu bölgelerdir. Dağ oluşumları bazen gerçek sıradağlar biçiminde gruplaşır ve özellikle denizlerin kıyılarında toplanırlar. Kimi tepeler çok yüksektir; bu alanda rekor, Güney kutbu yakınında bulunan Leibniz dağlarındandır ve çevre bölgelerin üstünde 8 200 m'ye ulaşır (Ay'da yükseltileri ve çukurları ölçmek için, Yer'de kullanılan ortalama deniz düzeyi gibi genel bir karşıtlaştırma düzeyi yoktur).

Ay engebelerinin en belirgin nitelikte oluşumları, değişen boyutlar gösteren daire ve çokgen biçiminde çöküntülerdir; Kraterler ya da sirkler (sirk terimi özellikle dağlarla çevrili çok geniş kraterleri belirtir). En büyük kraterlerin çapı 200 km'yi geçer; ama Yer'den ayırt edilebilen en küçük kraterin çapı ise 1 km dolayındadır. Oysa uzay araştırmaları, boyutları birkaç metre, hatta birkaç santimetre olan sayısız krater bulunduğunu ortaya koymuştur. XIX. yy.'da gökbilimci Julius Schmidt 30 000'in üstünde krater saymıştı; ama günümüzde Ay'ın görünen yüzeyinde çapı 1 km'den büyük on kat daha çok krater bulunduğu sanılmaktadır. Ay "denizleri"nde kraterler dışında, çatlaklar,oluklar, yalı-yarlar, vadiler, tek tek tepeler görülür.

Kimyasal yapısı

Ay'ın kimyasal yapısına ilişkin ilk verileri, 1969 yılında Apollo Dünya'ya getirdi. Bu verilerin dayandığı taşlar Ay'ın yüzeyinden alınmış olmasına karşın, Ay'ın iç yapısının fazlaca farklı olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Atomik bileşim olarak Ay'da en fazla bulunan element oksijendir: Ay'ın kabuğunun ağırlık olarak % 60'ını oluşturur. Oksijeni, % 16-17 ile silikon, % 6-10 ile alüminyum, % 4-6 ile kalsiyum, % 3-6 ile magnezyum, % 2-5 ile demir ve % 1-2 ile titanyum izler. Tüm diğer elementler ağırlık olarak % 1 'den daha azdır. Oksijen, silikon ve alüminyum, Ay'da da Dünya'da bulundukları miktara yakın miktarda bulunurlar. Demir ve titanyum miktarları Ay'da daha fazladır; alkali metaller, kömür ve nitrojen ise Dünya'ya oranla daha az bulunur. Ay'da su izine rastlanmamıştır. Ay'da bulunan hidrojen, Güneş rüzgârlarınca taşınmıştır ve oksitlenmeyle oluşan su, hemen Güneş tarafından ayrıştırılır.

Sıcaklık

Ay'da hemen hemen, hiç atmosfer bulunmaması, geceyle gündüz arasında ortalama 100° C gibi çok büyük bir sıcaklık farkına yol açar. Oysa, aynı fark, Yer yüzeyinde 25-30 dereceyi pek geçmez. En son verilere göre gündüz +117° C'lık bir maksimum ile gece -117° C'lık bir minimum saptanmıştır. Öte yandan Apollo uçuşları sırasında gerçekleştirilen sıcaklık ölçümleri, derine inildikçe metre başına 1,75 "C'lık bir artış olduğunu göstermiştir.

Edebiyatta Ay

Divan edebiyatında sevgili, sevgilinin yüzü, yanağı aya benzetilir. Yeni doğmuş ay (hilal), biçimi bakımından kadehtir. Dolanımını tamamlayan hilalin dolunay haline gelmesi gibi kadeh de içli meclisinde elden ele geçerek dolanır. Ramazanın ve bayramın yeni aya bakılarak saptanışı, şiirlerde çeşitli biçimlerde dile gelir. Yeni ay, genç yaştaki sevgilidir. Divan şairlerinin kamer, mah, meh diye adlandırdığı ay, halk edebiyatında sevgi konusu işlenirken sıksık anılır.

Folklör

Ayın kutsal sayılması, Sümer, Hitit uygarlıklarına değin uzanan eski bir inanıştır. Türkler de en eski çağlardan beri ay ve ay ışığını kutsal saymıştır. Ay ışığından gebe kalan kızlar, ay ışığından doğan kızlarla evlenen yiğitler, eski türk militolojisinin sık yinelenen motifleridir. Olağanüstü yiğitler hep bu göksel analardan ya da kutsal ışıklardan doğar. Günümüzde de yaşayan inanışlara göre, tanrı ayla güneşi, gündüzle geceye bekçilik etsinler diye yaratmış, güneş karanlıktan korttuğundan geceyi bekleme görevi aya verilmiştir. Tanrı geceyle gündüz ayrılsın diye Cebrail'e kanadıyla ayın yüzünü sildirmiş, böylece ışığı azalmış ve yüzende lekeler belirmiştir. Bu lekelere ilişkin değişik inanışlar vardır. Kimine göre ay da insanlar gibi Allah'ın bir kuludur, Leke gibi görünenler de ağzı, burnu, gözleridir. Bir inanışa göre de güneş hamur yoğururken ay ona sataşmış, güneş de kızarak hamurlu elini ona doğru sallamıştır Ayın yüzündekiler hamur lekesidir, islam kökenli bir inanışa göre de bu lekeler Hz. Muhammed'in ayı parmağıyla ikiye bölmesi sırasında olmuştur. Bölünme sırasında kopan parçalar peygamberin göğsüne düşmüştür. Lekeler bu parçaların izidir, (-»şakkul kamer.) Ay kimi kez kadın, kimi kez erkek olarak düşünülür. Bir inanışa göre ay kız, güneş erkektir. Gökyüzünde birbirine kavuşmak için döner durur ama ancak gökkuşağı çıktığında kavuşabilirler. Ya da ay güneşe âşıktır ama güneşten karşılık göremez. Ay hilal biçimindeyken çocuk, bedirken genç kız, daha sonra yaşlı olur. Ölürken ondan kopan parçadan yeni ay doğar. Yeniay doğduğunda hilalin uçlarının batıya dö­nük olması, güneşe olan tutkusunu gösterir. Güneşse aydan nefret eder. Hilal ve bedirken görünmez, ancak yaşlandığında ortaya çıkar.

 

 
  Anasayfa